19 Haziran 2017 Pazartesi

Chicago Typewriter / Kore Dizisi

Selam! Bugün yine, yine ve yine olduğu gibi dizi yazısı ile geldim. Dizi yazıları yazmak benim için çok özel ve yazması uğraş gerektiren bir konu.. Dizileri izlerken kapılıyorum çünkü.. Sonrasında not almayı unuttuğum noktalar ve yazma zamanı geldiğinde diziden kopma durumları yaşıyorum. Bu sebeple kendime gün belirleyerek fark ettiniz mi bilmiyorum ama Pazartesi günlerini dizi yazılarıma ayırdım. Hafta sonumu dizi yazılarımı planlayarak geçiriyorum. Hoş.. Dizilerden başka bir şeyler yazamıyorum şu sıralar ama geçici olan bu durum en kısa sürede düzelecek. Umuyorum. Bugünün dizisi de Kore dizileri ile aşina olan herkesin duyduğu, bir şekilde ilgisini çeken, son günlerin popüler dizisi Chicago Typewriter.. 

Tür: Fantastik, Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 16


Konusu: 1930'lu yıllarda Japon sömürgesinde yaşayan bir grup yazar reenkarne olarak çok satan popüler bir yazar olan Han Se Joo'ya (Yoo In Ah), o yazarın önce fanı sonra anti-fanı olan Jeon Seol'a (Lim Soo Jung) ve gizemli bir hayalet yazar olan Yoo Jin Oh'ya (Go Kyung Pyo) dönüşürler. 1930'lu yıllarda bağımsızlık harekatının üyeleri olan bu yazarların o dönemdeki savaşlarını ve reenkarne olup yeniden karşılaştıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Ve tüm bunları bir kitapta toplama çabalarını..

12 Haziran 2017 Pazartesi

My Secret Romance / Kore Dizisi

Dizileri bir bir tüketmenin mutluluğunu yaşarken bu konuda yazabilecek zamanı bulduğum için de ayrı bir mutluluk yaşıyorum. Bu aralar dizilerden başka bir şey yazamadığım için affınıza sığınmalıyım. Hint filmleri yorumlarını ve önerilerini bekleyenler olduğunu biliyorum ama en kısa zamanda o konuda da bir yazı gelecek, sözüm olsun. Gelelim bugünün dizisine.. 



Tür: Romantik, Komedi
Bölüm Sayısı: 13

Konusu:  Cha Jin Wook (Sung Hoon) zengin bir iş adamının oğlu, çapkınlıkları ile tanınan, bencil, kibirli, yakışıklı bir adamdır. Bir gün adı yine bir çapkınlık skandalına karışınca babası tarafından daha iyi biri olması, hatalarını fark etmesi amacıyla otellerinden birine çalışması için gönderilir. Orada Lee Yoo Mi (Song Ji Eun) ile karşılaşır. Kalbine hiç aşk uğramayan Cha Jin Wook, Lee Yoo Mi'den çok etkilenir ve beraber bir gece geçirirler. Sonrasında ayrılan yolları ve geçen 3 yıllık zaman sonrası kader tekrar ağlarını örer. 

5 Haziran 2017 Pazartesi

Tunnel / Kore Dizisi

Beklediğim dizilerin bir bir final yapmasının mutluluğu ile yeni bir dizi daha bitirdim. Diziyi bekliyor olmamın sebepleri; Choi Jin Hyuk'un asker dönüşü çektiği ilk dizi olması, izlemeyi özlediğim Yoon Hyun Min'in bu dizide olması ve konusunun polisiye artı zamanlar arası yolculuk olması idi. Beklemek biraz zor olsa da şükür dizi bitti ve ben Ramazanın da gelmesi sebebiyle çok kısa bir sürede diziyi bitirdim. Gece 3'lere 4'lere kadar oturup ertesi sabah işe baygın bir şekilde gezsem de.. Sonuna kadar değerdi. Çok çok sevdim. 


Tür: Polisiye, Fantastik, Gizem, Dram
Bölüm Sayısı: 16

Konusu: 1986 yılında işlenen seri cinayetlerden sorumlu dedektif 
Park Gwang Ho (Choi Jin Hyuk) katili yakalamaya yaklaşmış, kovalarken bir tünelin içinden geçerler. Tünelin ucundan çıktığı sırada Park Gwang Ho kendini 2016 yılında bulur. Aynı polis merkezine gittiğinde tayininin oraya çıktığını görür ve kadınları öldürüp topuklarına noktalar bırakan seri katilin davası 30 yıl önceki gibi tekrar yaşanmaya başlar. 

29 Mayıs 2017 Pazartesi

The Legend of the Blue Sea / Kore Dizisi

Günün dizisinde bugün The legend of the blue sea dizisi var. Diziyi bitireli haftalar olmasına rağmen yazısı yeni geliyor, biliyorsunuz durumları. Aslında diziye 2 kere başladım. Şöyle oluyor, anlatayım. Dizinin oyuncu kadrosu yüzünden popüler olduğunu biliyordum çevirisinin bitimine az bir zaman kala başladım. 6. bölümde ise bıraktım çünkü aşırı sıkılmıştım. Sonrasında dizisiz kalıp devam ettiğimde ise çok daha fazla sevdim ve hep bir diğer bölümü bekledim. Bazen dizi izlemek bayıyor ve sıkıntı veriyor. Eğer okulda nöbet haftamda isem mesela.. Yük oluyor bir nevi. Sanırım ilk başladığımda o zamanlarımdaydım.. Sonrasında modum da iyiydi daha keyifli geldi. İzlemeyen duymayan kaldı mı bilmiyorum ama anlatımını çok uzatmayıp, biraz bahsedip gideceğim söz.
Tür: Romantik, Komedi, Fantastik.
Bölüm Sayısı: 20

Konusu: Jun Ji Hyun (Gianna Jun) gerçek aşkı bulmak için karaya çıkan ve yolu işinin ehli olan dolandırıcı Heo Joon Jae (Lee Min Ho) ile kesişen bir deniz kızıdır. Ji Hyun, Joon Jae'ye aşık olur ve onun peşinden aylarca yüzerek Seul'e gelir. Joon Jae'nin küçük yaşta annesi ile yolları ayrılmış ve dolandırıcı Joo Nam Do ile tanışmıştır. Sonrasında ikisi yanlarına hacker Tae o'yu da alarak profesyonel dolandırıcılar olarak büyük vurg unlar yapmış, hayatlarını o şekilde yaşamaya başlamışlardır. Sonrasında deniz kızı Ji Hyun'un da hayatlarına dahil olmasıyla birlikte kendilerini önceki hayatlarından yarım kalan bir takım olayların ve yeni maceraların içinde bulurlar. 

22 Mayıs 2017 Pazartesi

The Liar and His Lover / Kore Dizisi

Selamlar! Yazı yazmayı yine yine yine ertelediğim zamanların birindeyiz. Yazmayı çok istesem de oraya buraya not alsam da klavyenin başına geçmek bir türlü nasip olmuyor. 7/24 yoğun bir hayatım tabi ki yok ama küçük fırsatlar yaratabildiğim zamanlarda da okumaya veya izlemeye ayırıyorum tüm vaktimi.. Hayliyle yazılacak şeyler birikiyor ama yazıya dökülemiyor. Bu durum bazen canımı çok sıkıp blogu kapatmak istememe kadar gitse de.. Öyle bir kararı alabileceğimi pek sanmıyorum çünkü içimdeki paylaşma aşkı hiç bitmiyor. Bu sebeple uykusuz olduğum şu anda bile ekranın karşısına geçip aldım klavyemi elime ve izleyip bitirdiğim dizileri ben konularını unutmadan dökeyim istiyorum yazıya.. Haydi başlayalım!


Tür: Müzikal, Romantik
Bölüm Sayısı: 16


Konusu:  Yoon So Rim (Joy) büyükannesi ile yaşayan şahane bir sese sahip lise öğrencisidir. Anaokulunda tanıştığı 2 arkadaşı Baek Jin Woo (Song Kang) ve  Lee Gyoo Sun (Park Jong Hyeok) ile birlikte müzik yapmaktadırlar ve bunu kariyer olarak devam ettirmek için seçmelere yarışmalara katılırlar. İyi bir sonuç alamadan da geri dönerler çünkü Yoon So Rim'in yarışmalara karşı küçüklüğünden kalan bir fobisi vardır. Bir gün tesadüfen Kang Han Kyul (Lee Hyun Woo) ile karşılaşır ve ona aşık olur. Kang Han Kyul başkalarının seslerinden esinlenen, her yazdığı hit olan bir bestecidir. Aynı zamanda Cude Play grubunun prodüktörü K'dir ve kimliğini herkesten saklar. O karşılaşmadan sonra ikisinin arasında müzik ve aşk dolu bir gelecek şekillenir. Dizi aynı isimli mangadan uyarlama. Birde aynı isimli 2013 yapımı bir Japon filmi var.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Keşif Günü 4

 Merhabalar! Bugün yeni bir keşif günü ile geldim. Holi Fest'in etkileri üzerimden yeni yeni geçmeye başlamışken 1 yıldır beklediğim bir diğer zaman olan Sakura zamanını yakaladım. Aslında haftalar öncesinde ziyaret etmem gerekirdi lakin fırsat bulup vakit yaratamayınca.. Dökülmeye başlamış da olsalar çoğunluğunu dallarında yakaladığım bir zamana denk getirebildim. Öncelikle Sakura'lardan bahsedeyim biraz..




Sakura'lar Türkçesi ile kiraz çiçekleri.. Sakura, meyve vermeyen bir bir tür kiraz ağacıdır.  200'den fazla çeşidi olduğu bilinmekte imiş. Sakura'ların Japon kültüründe çok ayrı bir yeri var. Hem baharın gelişini yani hayatın başlangıcını hemde hayatın sonunu temsil eder. Şöyle ki.. Çiçekleri çok ağır açar ama çok çabuk dökülür. Dallarından daha solmadan dökülmesi ölümün ve yaşamın birlikteliğini temsil eder. Bu çiçekler martın son haftası ile nisanın ilk haftasında açar. Bu zamana Sakura zamanı denir kutsal, sayılan bu zamanda Japonya en çok turisti çeker. "Sakura’nın dalda kaldığı zamanın çok kısa olması, Japon kültüründe hayatın gelip geçici olduğunu ifade eder." Daha detaylı bilgi için kaynak olarak kullandığım apelasyon.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Mara Dyer Serisi - Eksik Parça / Kitap Yorumu

Selamlar! Okumasını aylar önce bitirdiğim lakin yazısının şimdiye kısmet olduğu Mara Dyer serisinden bahsedeceğim bugün.. Öncelikle kendisi okuduğum ilk seri olma özelliği taşıyor. Kitap okumayı alışkanlık hale yeni yeni getirdiğim için popüler kitaplar, sevilenler listelerini hep kaçırmıştım. Çünkü takip etmiyordum. Kitap siparişi vermek için dolaştığım sırada bu seri ile karşılaştım. Beni ilk kalbimden vuran kitapların kapağı oldu. Birbiri ile olan uyumu, renkleri, konsepti.. Bayıldım. Konusuna da tamam dedikten sonra hemen kutu şeklinde sipariş verdim. Geldi. Önce bir sarılıp öpüp, aşk yaşadım. Sonra peş peşe üçünü de bitirip o feci boşluğa düştüm.. Seri olarak okumanın güzelliğini yaşadım öncelikle. Kitap bittiğinde ise karakterlere veda etmek zor geldi. Tuhaf duygular uyandırdı yani.. Konusundan bahsettikten sonra ufaktan birde yorumlayayım yoksa "fan girl" modundan çıkmam biraz zaman alacak.. 


Yazar: Michelle Hodkin
Tür: Romantik, Doğaüstü, Gerilim
Sayfa Sayısı: 424

Konusu: Mara, hastanede gözlerini açtığında son bir kaç günü hatırlamadığını fark eder. Arkadaşları ile heyecan olsun diye girdikleri eski akıl hastanesi yıkılmış, en yakın arkadaşı Rachel, sevgilisi Jude ve Jude'n kız kardeşi Claire o kazada ölmüştür. Mara ise bir kaç morluk ile o kazayı atlatmıştır. Daha sonrasında görmeye başladığı halüsinasyonlar, kabuslar onu köşeye sıkıştırır. Çok başaralı, örnek evlat olan ağabeyi Daniel, on iki yaşındaki erkek kardeşi tatlı Joseph, psikolog annesi ve ceza avukatı olan babası ile birlikte yaşananları unutup temiz bir sayfa açmak için Miami'ye taşınırlar. Yeni okuluna adapte olmaya çalışırken bir yandan yaşadığı durumdan kurtulmanın yollarını arayan Mara'ya psikologlar TSSB(travma sonrası stres bozukluğu) teşhisi koyarlar. Okuldaki otomattan yiyecek almak için savaştığı okulun ilk günü onunla tanışır. Noah Snow.. Okuldaki tek arkadaşı olan Jamie, Mara'ya Noah'tan uzak durması gerektiğini söyler. Ama bir nedenden ötürü Mara, Noah'ı merak etmeden duramaz. 

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Keşif Günü 3

Selam! Bugün, geçtiğimiz günlerde gideceğimin sinyalini  -hatta bilgisini- vermiş olduğum Holi festivali hakkında yazacağım. Uzun zamandır yazı yazmıyor oluşumun verdiği gerginlikle cümleleri nasıl toparlayacağım bilemesem de.. Haydi başlayalım..Öncelikle Holi festivalinin anlamından bahsedeyim biraz.. Holi festivalinin amacı baharın gelişini kutlamak. Baharın gelişiyle çok renkliliği ve yeniden doğuşu simgeliyor. Bir diğer ismi de renklerin festivali.. Yüzlerinize, birbirinize attığınız rengarenk boyalarla da adının hakkını veriyor. Renklerin anlamlarından da  bahsedecek olursak..

Kırmızı: Masumiyet
Yeşil: Canlılık, Enerji
Mavi: Sakinlik ve ağırbaşlılık
Sarı: Dindarlık


Festival tarihi mitolojiye dayanıyor. İsminin nereden geldiği bilgisini de paylaşayım hemen sizinle;

"Festivalin tarihi, efsanelere ve mitolojilere dayanıyor. Hint mitolojisine göre kötülüklerin kralı Hiranyakaşipu, ‘Hindu Tanrısı Brahma’ tarafından ölümsüzlükle ödüllendirilir. Zamanla küstah ve kibirli biri olmaya başlayan Hiranyakaşipu, herkesin sadece ona itaat etmesini ister. Bunun üzerine oğlu Prablah, babasına karşı çıkar ve ona itaat etmeyi reddeder. Hiranyakaşipu birçok defa oğlu Prablah’ı öldürmeye çalışır ama her seferinde diğer tanrı Vishnu, Prablah’ı kurtarır. En sonunda Hiranyakaşipu, onu kız kardeşinin kucağında uyurken yakmayı planlar. Ancak kız kardeşi Holika’nın üzerindeki şal ateşte yanmamaktadır. Holika, kendi hayatını tehlikeye atıp kardeşi Prablah’ı kurtarmak için şalını üzerinden çıkarıp ona verir. Prablah kurtulur fakat Holika orada ölür. Hindu tanrısı Vishnu bunun üzerine Hiranyakaşipu’yu öldürerek yerine oğlunu getirir.İyinin kötüye karşı zaferini simgeleyen Holika’dan esinlenilerek festivale Holi adı verilir."

21 Nisan 2017 Cuma

Akela'nın Çocuklar İle Maceraları 5

Selamlar. Yazı serimin devamını yazayım isterim, bugün. Yazmaktan hem keyif aldığım, hem rahatladığım hemde sizin okumayı sevdiğiniz bir seri olduğunu bildiğimden döküyorum eteğimdeki tüm taşları ortaya. Son zamanlarda da çok şey birikince.. Haydi bakalım.


En son bebeklerde kalmıştık.. En küçükleri artık gelmiyor okula. Ki bence gelmemesi en başından beri onun için en hayırlısı idi.. Çok sık rahatsızlanmaya başladığından babaannesi bakacakmış artık. Ama hala irtibatımız devam ediyor. Örtmenim, örtmenim diye fotoğraflarımı öpüyormuş, şekerlik işte. Özledim aslında gerçekten ama onun iyiliğini istediğim için bu şekilde büyümesinin daha doğru olacağını biliyorum. Ev ortamında yani.. En azından 1 sene daha. Bizim 3 numara yani afacan olan ise hala aynı afacanlıkta ama zekası her geçen gün şaşırtmaya devam ediyor beni. Daha çok söz dinler oldu, hareketliliğini kontrol altına alabiliyoruz artık. Gerçi hala kaçıp kaçıp tuvalette kollarına kadar ıslanmasını çözemedik. Bizde bu süreçte mecbur çareyi gözden kaçırmamakta buluyoruz ama mümkün değil. Mutlaka kaçıyor o 3 5 saniyede ve sonra bir buluyoruz tuvalette. Sonra o yanaklarını mıncıklıyorum tabi. "Hani gitmicektin tuvalete? Bak ıslanmışsın" diyorum kafa sallıyor birde cık cık yapıyor. "Tamam gitmeyeceğim bir daha" anlamında. Gülüyor sonra bıyık altından beni de sinirle karışık güldürüyor bebe, ne yapalım gülümsemek gerekiyor böyle durumlarda sadece. Sinirlenmek son seçenek çünkü ve bir şey kazandırmak yerine sadece kaybettirir. Artık 2 bebemiz kaldı ve onlarla da yardımcı öğretmenimiz ilgileniyor ben en son söylediğim gibi 5 tane 4 yaşında öğrenci ile savaşıyorum. 

18 Nisan 2017 Salı

Hain Yüreğim / Kitap Yorumu

Wulf Dorn kitapları okumaya bir başladım pir başladım biliyorsunuz. Yazdığı 6 kitabın dördünü aldığıma bakacak olursak.. Bugün de elimdeki son kitabı “Hain Yüreğim”i yorumlayacağım, elimden geldiğince.. Kitabı bitireli aylar olmuş, sonrasında 4 kitap daha bitirmiş olsam da.. Hala etkisi devam eden sağlam kitaplardandı. Şimdi biraz konusundan bahsedip, yorumlama kısmına geçelim.


Yazar: Wulf Dorn
Tür: Psikoloji, Gerilim
Sayfa Sayısı: 384

Konusu: Doro, bir sabah uyandığında dün geceye ait hiç bir şey hatırlamadığını fark eder. Üzerinde durmaz. Sonra annesi küçük kardeşini uyandırmasını söyler ve Doro kardeşinin odasına girdiğinde onun ölmüş olduğunu görür. Daha sonra Doro’nun akıl hastanesinde tedavileri, anne ve babasının boşanması gibi süreçleri yaşarlar. Yaşananları geride bırakıp temiz bir sayfa açmak adına Doro ve annesi başka bir kasabaya tanışırlar. Ama nereye giderse gitsin geçmişi peşini bırakmaz. O günden sonra gördüğü kâbuslarla ve halüsinasyonlarla yaşamaktadır. Bir gece bahçesinde haftalar önce herkesin intihar ettiğinden emin olduğu bir genç ile karşılaşır. Doro bu durumun hayal olup olmadığını anlamak için tehlikeli bir arayışın içine girer. Ama herkesten önce bu gencin yaşadığını kendisine kanıtlamalıdır.

13 Nisan 2017 Perşembe

Seçkinler 2

Selam! Bugün seçkinler serimin devam yazısını yazayım istiyorum son zamanlarda taktığım 5 şarkı ve çektiğim, seçtiğim fotoğraflarım ile birlikte.. Fotoğrafların daha fazlası için bildiğiniz üzere instagram hesabımdan takip edebilirsiniz. Bunun da notunu düştükten sonra.. Gelelim sıra sıra..


Bu şarkıyı geçtiğimiz haftalarda bitirdiğim ve yazısını yazıp yazmamaya karar veremediğim "Hard of Dixie" dizisinde duymuştum. Çok tatlı ve güzel bir şarkı. Dilime dolananlardan.. 

10 Nisan 2017 Pazartesi

Tomorrow With You / Kore Dizisi

Yeni bir haftadan selamlar. Kore dizilerine ara verdiğim günleri bitirip, birikmiş dizilere göz atayım istedim. Ne çok biriktirmişim öyle? Bütün seçeneklere göz attıktan sonra bitmesini beklediğim, Shin Min Ah ve Lee Je Hoon'u beraber izleyebileceğimin mutluluğu ile tomorrow with you dizisine başladım. Aslında dizi hakkında fazla olumlu yorum yoktu yine de ikilinin hatırına bir şans verip başladım izlemeye.. Bunlara katılıyor muyum, katılmıyor muyum yazının sonunda net fikrimi söyleyeyim. Ama önce konusuna geçelim.

Tür: Romantik, Fantastik, 
Bölüm Sayısı: 16

Konusu: Yoo So Joon (Lee Je Hooncanlı kurtulduğu metro kazasından sonra zamanda geleceğe gidebilme özelliği kazanmıştır. Normalde başka insanların hayatlarına müdahale etmez iken aynı kazadan kurtulan Song Ma Rin (Shin Min Ah'i bir araba kazasından kurtarır. Geleceğinin yeniden şekillenmesi üzerine kendisinin ve Song Ma Rin'in aynı gün ölmüş olduğunu görür. Kaderlerin de ki ölümü engelleyebilmek için sevmediği halde Song Ma Rin ile evlenir ve geleceklerini yeniden inşa etmeye çalışır. 

6 Nisan 2017 Perşembe

Güncel Mangalar 1

Selamlar! Bugün yeni bir -seri sayılabilecek- yazı ile karşınızdayım. Okulda çalışmaya başladığımdan beri vakitsizlik kelimesini an be an yaşayan biri olarak hayattan koptuğumu biliyorsunuz. Nöbette olduğum haftalarda ne kitap okuyabiliyor ne yazı yazabiliyor nede okuyabiliyorum. Bu zamanları değerlendirme yöntemi olarak da manga okumayı seçtim. Şöyle ki bölümleri su gibi gittiğinden ve benim de fazla vaktim olmadığından o zamanlarda mangalara ağırlık veriyor okulda bile nefes almaya vakit buldukça manga okuyorum. Nereden okuduğumu soracak olursanız da bazen manga.tr den bazen puzzmos.com dan ve genelde de puzzmanga uygulamasından. Yani puzzmos.com'un android uygulamasından.. Kullanım kolaylığı ve güncelliği sayesinde instagramdan çok kendisini kullanıyorum. Kafa dağıtmak için bire bir olan mangaların böyle bir yeri var yani hayatımda.. 


Okuma seçeneklerim genelde bitmiş mangalar olsa da bazen "artık merak etmekten ve bitmesini beklemekten ölecek duruma geldiğim" mangalar olunca.. Başladım güncel okumaya.. Bu yazımda da okuduğum 2 güncel mangadan bahsedeceğim. Popüler mangalardan ve tabi ki shoujo! Kısa kısa konularından bahsedip kaçayım istiyorum. Haydi başlayalım!

4 Nisan 2017 Salı

Günlük Gibimsi 8

Arayı çok açmadan ses veriyorum bu sefer, selam! Yazmayı özledim gibi hissediyorum. Okulda çalışmaya başlayalı 10 ay oldu, hayatım tam düzene oturdu derken okuldaki işler değişti. Tüm gün bebişler ile beraber olduğumu söylemiştim değil mi? Artık öyle değil de 5 adet 4 yaşında öğrenci ile savaşıyorum. Savaşıyorum dedim diye şaşırmayın, cidden savaşıyorum. Bu konu ile ilgili cümlelerimi hemen toparlayamayacağım için diğer bir yazı serime saklıyorum, maceralarım olan hani. Her gün eve bir yeri yara bere içinde geliyor olsam da.. Deşmeyeceğim bu konuyu tamam. 


Okulda şöyle bir nöbet sistemi var, hemen açıklayayım. 3 kişiyiz her hafta birimiz nöbetçi oluyoruz. Sabah 7.30 akşam 19.30. O arada diğerleri 8.30 17.30 çalışıyor. 2 hafta normal iken 3. hafta sıra size geliyor yani. Heh, işte ben o haftalarda ölmüş oluyorum. Telefonum çalsa bile açmıyor -uyuya kaldığımdan, yada beynimin iflasından- bilgisayarını açmıyor, dizi film izlemiyor kitap okumuyor durumda oluyorum. Sadece manga okumak için alıyorum telefonu elime, oda hayatta kalmalıyım anlamında.. Yani hal böyle iken yazılar, blog ziyaretlerim, özlem sohbetlerim kendini özletiyor. Veya yarım kalıyor diyeyim. O yüzden böyle ara ara kayboluyorum. İstemesem de..

Onun dışında.. Holifest'e gidiyorum bu sene. 22-23 Nisan tarihlerinde Event Garden da. -Gitmek isteyen dostlara bilgi olsun- Aşırı heyecanlıyım. Biletlerimi her gün kontrol edip, aşk yaşıyorum. Bakalım, Keşif günü 3'ün konusu şimdiden belli oldu. :) 

Ana okulları ile bir şekilde ilişkisi olanlar bilir ki sezonun bu ayları başka bir telaş yaşanır. Oda yıl sonu gösteri hazırlıklarıdır. İşte bizde de o savaş var bir yandan.. Şarkı, rond seçimleri, mekan ayarlanması, kostümler ve çocukların hazırlanması.. Benim gibi odun birisi için en zor kısmı tabi ki hareketleri bebelere öğretmek için yapacak olmak. Biraz şirin birde sevecen olmam lazım ki.. Aman Allah'ım. Hareketleri ezberledik, tamam. Sonra başlıyor ki.. Haydi bakalım. "Elleri buraya koyuyoruz. Burunlar böyle." Hobaaa.. "Pinpon topu burnumuzla, biz sevimli palyaçoyuz" Tüm gün o şarkı senin bu gösteri benim derken.. Gecenin üçünde uyanıyorum ve aklımda tek şey. "Ördek haydi gel konuş, vak vak vak vaaakkk" :D Yani buda işimin yan etkilerine girer değil mi? 

Sanırım anlatacaklarım şimdilik bu kadar. Tabi anlatacak malzeme her zaman var bende de.. Sırasıyla arayı çok açmadan anlatmak isterim. Biraz merak olsun, biraz özlem. Tekrar görüşmek üzere, en kısa zamanda..

Mutlu günlere.

1 Nisan 2017 Cumartesi

Hyung / Kore Filmi

Yine bir Cumartesi film yazısı ile döndüm. En sevdiğim günün Cumartesi olduğunu söylemiş miydim? Bugün uzun zaman önce izlediğim ama yazmak için –yine, yeniden- fırsat bulamadığım Hyung filminden bahsedeceğim. İzlediğim bir akşam önce bana kahkahalar attıran sonrada hık hık diye burnumu çekmeme sebep olan bir film.. Filmin “çekiliyor, çekildi, vizyona girdi” haberlerinden sonra merakla beklemiştim bunun sebebi de konusundan önce oyuncuları idi. Birisi aşırı sempatik bulduğum izlemeye de bayıldığım Jo Jung Suk, diğer başrol ise -bana göre- idol olan ama çoğu oyuncuyum diyen oduna taş çıkaran D.O. yani Do Kyung Soo. İkilinin filmi çıkar da izlenmez mi? İkiliyi bir arada görünce tabi ki filmi izlemek kaçınılmaz oldu. Lafı daha fazla uzatmadan konusuna geleceğim.


Tür: Komedi, Dram
Imdb: 7.4

Konusu: Doo Young (Do Kyung Soo) gelecek vaat eden bir judocudur. Bir müsabaka sırasında yaşadığı kaza sonucu kör olur ve judoyu bırakmak zorunda kalır. Ailesini kaybetmiştir ve yalnız yaşamaktadır. Dolandırıcılıktan içeri girmiş olan üvey ağabeyi Doo Sik (Joo Jung Suk) ise 1 sene ona bakmak şartı ile bu durumu dışarı çıkış bileti olarak değerlendirir. 15 yıl sonra eve dönen Doo Sik ve Doo Young birbirlerinden nefret etseler de aynı evde yaşamaya başlarlar.

21 Mart 2017 Salı

Beauty and the Beast / Yabancı Dizi

Selam! Bugün yeni bir dizi yorumu ile geldim. Kore dizileri izlemeye başladığımdan beri yabancı dizilere ara vermiştim. (Diyeceksiniz ki Kore dizileri de yabancı dizi kategorisine girmez mi? Tabi ki girer ama ben anladığınız üzere ingiliççe dizilerden bahsediyorum. ) Şuanda izlediğim Kore dizileri gibi o zamanda o dizileri izliyordum deli gibi. Chuck, Merlin, CSI, The vampire Diaries, The Originals vesaire. Sonra iki kültürü aynı anda idare edemedim tabi yeni bir dünya olan Kore dizilerine takılı kaldım. Son zamanlarda ise durum tersine döndü. Bunun sebebi Kore dizilerine duyduğum heyecanın biraz azalmış olması. Ve biraz da bölümleri biriktirmek istiyor olmam tabi. Hal böyle iken bende yeni ufuklara gözümü dikip dizi avına çıktım ve gözüme Beauty and the beast yani Batb dizisini kestirdim. Bölüm sayısı başta korkutsa da gözümü kararttım. Ve şansıma 2016da final yapan bir dizi çıktı yeni yani. Bende bütün bunlar bir işaret olmalı diyerek başladım izlemeye..


Tür: Romantik, Bilim kurgu, Polisiye
Bölüm Sayısı: 4 sezon toplam 70 bölüm

Konusu: Dedektif Catherine Chandler (Kristin Kreuk) NYPD(Newyorkpolisdepartmanı) de çalışan bir cinayet dedektifidir. Yıllar önce annesinin 2 silahlı adam tarafından öldürülüşüne şahit olmuştur. Kendisi de o sırada öldürülecek iken bir şey onu kurtarmıştır. Kimse ona inanmaz ama o kurtarıcısının bir hayvan olmadığına emindir. Yıllar sonra Catherine ortağı Tess (Nina Lisandrello) ile birlikte bir dava üzerinde çalışırken ipuçları onları yıllar önce Afganistan da ölmüş olan Vincent Keller’a (Jay Ryan) yönlendirir. Bu dosyanın peşini bırakmayan Cat, kendisini yıllar önce kurtaranın o olduğunu öğrenir. Vincent, amaçları kusursuz süper askerler yaratmak olan bir grubun deneyleri sonucunca “canavara” dönüşmüştür. Öfkelendiğinde, adrenalini arttığında canavara dönüşmektedir. Bunu tüm dünyadan gizleyerek 10 yıl boyunca gizli bir depoda çocukluk arkadaşı Jt (Austin Basis) ile beraber yaşar. Cat’in bir davadaki ipucu sebebiyle ona ulaşması sonucu Cat tarafından deşifre olur. Cat annesine olanları öğrenmesine karşılık Vincent’in sırrını saklayacağına söz verir ve aralarındaki ilişki gelişir. Bu ilişkinin ne kadar tehlikeli olduğunu ise ilerleyen zamanlarda öğreneceklerdir.

18 Mart 2017 Cumartesi

Becoming Jane / Yabancı Film

Geçtiğimiz cumartesi akşamı evdeki yalnızlığımı değerlendireyim de şöyle en romantiğinden bir film izleyeyim düşüncesi ile listedekileri karıştırırken.. Becoming Jane yani Aşkın kitabı filmi ile karşılaştım. Dönem filmleri, kitapları ile pek aram olmadığı beni okuyan, tanıyan dostlarımca bilinir. Halbuki en güzel zamanlar o zamanmış.. 2007 yapımı bu filmi daha fazla bekletmeyeyim artık diyerek başladım izlemeye. Konusu gerçek bir hikayeye dayanıyor. İngiliz yazar Jane Austen'in eserlerine ilham olan tutkulu gençlik aşkı beyaz perdeye aktarılmış. Jane Austen'ı hiç okumadığım gerçeğini itiraf edeyim. Büyük bir kayıpmış.. Aşka böylesine sadık bir kadına mutlaka vaktimi ayırmalıymışım. Bir gün mutlaka. Filmin konusuna gelelim hemen.
Tür: Biyografi, Romantik, Dram
Imdb: 7.1

Konusu: Jane Austen (Anne Hathaway) aşka inanan, yazmayı seven bir genç kızdır. Ailesi onun İngiltere'nin o zamanlarında adet olduğu gibi para karşılığı bir evlilik yapmasını, kendilerini de fakir hayatlarından kurtarmasını ister. Jane, köylerine misafir olarak gelen İrlandalı genç Tom Lefroy (James McAvoy) ile tanıştığında zekası ve cüretkarlığından etkilenir ve ona ilgi duymaya başlar. Varlıklı ailelerden biri olan Lady Gresham'ın yiğeninin evlenme teklifini paradan daha mühim şeyler olduğuna inanması sebebiyle ret eder. Jane'nin ailesinin otoritesine, o zamanın adetlerine ve gerçek aşka karşı verdiği savaşın sonucu nasıl olacak?

11 Mart 2017 Cumartesi

Baar Baar Dekho / Hint Filmi

Sanırım son 2 haftadır film yazısı yayınlamıyorum.. Bunun sebebi hem film izleyemiyor oluşum hem de yazmak için yeterli vakti bulamıyor oluşumdu. Bu hafta ajandamda yazılma sırasını çokça geçirdiğim Baar Baar Dekho filmini yazmaya karar verdim. Artık zamanı geldi de geçiyordu. Filmin Kala Chashma şarkısının çok iyi çıkış yaptığını, izlenme sayısının bir iki günde milyonları bulduğunu okudum ve izledim. (şu anda sayısı 198.537.499) İki başrol oyuncusunu da tanımama rağmen hiç izlememiştim "hadi bu filmde vesile olsun" diyerek izlemeye karar verdim. Dikkatimi çekince filmi listeye alıp beklemeye koyuldum. Kendimi filmlere verdiğim bir akşam gerekli hazırlıkları yaparak başladım izlemeye.. Şimdi konusuna sonrasında ise yorumuma geçiyorum.

Tür: Dram Romantik 
Imdb: 5.2

Konusu:  Jai (Sidharth Malhotra) işine aşık bir matematik öğretmenidir. Diya (Katrina Kaif) ise henüz çok ünlü olmayan bir ressamdır. Jai ve Diya çocukluklarından beri beraberlerdir daha sonra bu ilişkilerini ciddiyete taşımaya karar verirler.  Diya’nın Jai’ye evlenme teklifi ettiği sıralarda Jai’ye çok istediği doçentlik teklifi gelir ve İngiltere’ye gitmesi gerekmektedir. Jai bu teklifi kabul eder lakin Diya olumlu bakmaz. Jai ise bu teklifi ret etmek istemediğinden bu evliliği gerçekleştiremeyeceğini ima eder ve düğüne az bir zaman kala Diya ile büyük bir tartışma içerisine girerler. Jia o tartışma üzerine sızıp kalır ve uyandığında kendisini 10 gün ileri gitmiş, Diya evlenmiş bir vaziyette bulur. Ve olaylar gelişir.

2 Mart 2017 Perşembe

Oyunbaz / Kitap Yorumu

Yine bir kitap yorumu ile geldim bugün.. Son zamanlarda Wulf Dorn okumaya takmış durumda olduğumu biliyorsunuz. Son yazdığım Şizofren kitabından sonra bir nevi devam kitabı olan Oyunbaz kitabına başlamıştım. 2 günde de bitirmiştim. Evet, o yoğunluğuma rağmen.  Devam kitabı dememin sebebi ise olayların Şizofren kitabından bildiğimiz mekanlarda geçmesi ve karakterlerin aynı olması. Yoksa çok başka bir hikaye var işin içinde.. Ve çok başka bir yere giden..


Yazar: Wulf Dorn
Tür: Psikoloji Gerilim
Sayfa Sayısı: 382

Konusu: Psikiyatr Jan Forstner bir gün kimden geldiği belli olmayan güller alır. Gülleri gönderenin üzerinde durmaz bir hayranından ya da sevgilisi Carla tarafından gönderildiğini düşünür. Bir süre sonra kasabadaki cinayetler artar evinin önüne notlar hediyeler bırakılmaya başlar. Ve tüm bu yaşananların arasında bağlantı kurar. Gelen bir telefon üzerine tüm taşlar yerine oturur. Ona sırılsıklam aşık olduğunu söyleyen bir kadındır bunları yapan ve Jan, her an her yerde takip edilmektedir. İşin kötüsü bu kadını durdurmanın hiçbir yolu yoktur.

"Şunu söylemek istiyorum, beni yanıltan oydu. Bana yanlış işaretler gönderdi, beynimin içine sızdı ve duygularımla oynadı. Sonra da duygularımın üstüne çıkıp tepindi. Böyle biri cezalandırılmayı hak ediyor, değil mi?"  

26 Şubat 2017 Pazar

Akela’nın Çocuklar İle Maceraları 4

Yazmaktan keyif aldığım serilerden birisi olan Akela’nın çocuklar ile maceraları serisine devam edeyim istiyorum bugün. Son bölümde 3 tane 1,5 yaşında bebeğe baktığımdan bahsetmiştim. Bugün onu deşelim biraz. Emirden bahsedelim. Kalem yettikçe dökelim sırları ortaya. Haydi bakalım.


Şimdi.. Okulda sıradan bir gün ben yine koşturuyorum birilerinin peşinden.. O akşama doğru görüşmeye geldiler. Bebekleri için. Tabi ben ufaklığı gördüğümde bebek olduğunu tam çözemedim benim için top havuzunda oynayan sıradan bir çocuktu. Ailesi idarecilerimiz ile görüşüyor benle diğer arkadaşta bebenin yanındayız. Sonra oradan çıkardım, o anda ne kadar hafif ve küçük olduğunu fark ettim. Yere indirdim bebe de koşmaya başladı. Lakin öyle bir koşuyor ki bende peşinden düştü düşecek tutayım diye koşuyorum. Patır patır koşuyor çünkü. Yürümeyi yeni öğrenen bir bebek gibi. Ki evet o bir bebekti. Sonra ben o çocuğun bu okulda ne işi var derken kendimi bebeğe bakarken buldum. İlk 1 ay boyunca her gün baya baya isyan ettim. Ona uygun bir ortam olmadığını iddia ettim ve içten içe bakamayacağımı da.. Çevremde bu kadar fazla ilgilenmek zorunda kaldığım bir bebek olmamıştı çünkü. Acıkması, uyuması, yemesi ya da altına yapması! Neyse. Tabi el mahkum alışıyorsunuz bir süre sonra. Ama ben hala kabullenemiyorum durumu. Birileri fark edecek ve son bulacak bağımız diye düşünüyorum da yok. İçten içe annesine de kızıyorum. Sonra kim bilir ne kadar zor durumda kalmıştır, bu yaşta bir bebeği bırakmak kolay olmasa gerek, vardır mutlaka haklı bir gerekçesi diyorum. Ki öylede oluyor. Öyleymiş yani. Bende hayatın gerçeklerini kabullenip bu ufaklıkla yeni başlangıçlar yapıyorum. Akşamları araştırmalar yapıyorum, anneme, ablalarıma danışıyorum. Zaman geçiyor iyice bu duruma alışıyorum birde “iyi iş çıkardığım” yönünde yorumlar duyunca kat be kat artıyor keyfim.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Antigone / Kitap Yorumu

Kitap yorumlarımı takip edenler veya beni tanıyanlar bilirler genelde okuduğum türler kitap tarzım bellidir. Romantizm psikolojik gerilim denk gelirsem de polisiye.. Severek okuduğum zaman dilimi ise günümüz zamanı.. Yani şöyle açıklayayım. Dönem romanlarını pek okuyamıyorum bunu tarih ile aramın hiç barışık olmamasına bağlıyorum. Kitabına göre tabi ki değişebilir lakin okuyacağım ilk sıralarda değil. Kitap alışverişimi kitap yurdundan yapmaya başladığımdan beri kardeşimle sipariş listesi oluşturuyoruz. Türlerimiz birbirine hiç hem de hiç yakın değil. Ben romantizm dolu veya sevgili Wulf Dorn’un kitaplarını sepetlere atarken o, felsefe kitaplarını, klasikleri atıyor bir bir. Evde tüm gün kimse olmadığından da sipariş adresim okul oluyor. Kargom geliyor açıyorum ve tataaamm.. Sadece 1 2 kitap tanıdık diğerleri ile alakam yok. Öyle ki son siparişimde gelen Seneca’nın Phaedra eseri ile karşılaşışım.. İçini açıp bir bakayım dediğimde sol sayfanın Latince olup sağ sayfanın Türkçe oluşu.. İtiraf ediyorum içime bir merak saldı, evet ama bir kenarda bekledi öyle. Diğer kitaba baktığımda ise şimdi yorumlamaya çalışacağım Sophokles’in Antigone tragedyası ile buluştum. Önsözünü okuduğumda aylar önce ilgimi çeken Thebes'in mitolojik kralı Oidipus’un kızı olduğunu öğrendim. Oidipus’un ismini, yorumunu yazmış olduğum ve beni derinden etkileyen “Zankyou No Terror” animesinde duymuştum. Hikayesini okuduğumda ise deyim yerindeyse apışıp kalmıştım. Onu şimdi çok deşmeyeceğim çünkü önümüzdeki ilk siparişime ekleyerek kitabının yorumu ile döneceğim. O yüzden bu kitaba öncelik verdim ve başladım 2 saat gibi bir sürede bitti. Bu tarz bir kitabı nasıl yorumlayacağım hiç bilmiyorum çünkü ilk olacak, ama son değil kesinlikle! O yüzden bir hatam olursa affola diyerek geçiyorum konuya..  


Yazar: Sophokles
Tür: Oyun, Tragedya
Sayfa Sayısı: 80

Konusu: Kral Oidipusun 2 oğlu (Eteokles ve Polyneikes) ve 2 kızı (Antigone ve İsmene) vardır. Ölümünden sonra oğulları dönüşümlü olarak birer yıl için tahtı paylaşmaya karar verir. Lakin Eteokles sırası geldiğinde tahtı Polyneikes’e vermeyi reddeder ve iki kardeşin düellosu ölümleri ile sonuçlanır. Tahta dayıları Kreon geçer. Kreon Eteokles’in cenazesini kahramanlara laik bir şekilde kaldırırken Polyneikes’in cesedinin vahşi hayvanlar tarafından parçalanması için kırlara atılmasını emreder. Antigone ağabeyi Polyneikes’e yapılan bu haksızlığı kabul edemez ve Kreon’a başkaldırarak cesedini gömmek için hazırlıklarını yapar. 

16 Şubat 2017 Perşembe

Goblin / Kore Dizisi

Selam! Haftalar önce final yapmasına rağmen yazısını yeni yazabildiğim Goblin dizisi ile geldim bugün. Yine kendime bir güzellik yapıp diziyi güncel izlememiş, çeviri bekleme sorunu yaşamamıştım.  Bu arada da sosyal medya hesaplarımdan uzak durmaya spoiler yememeye çalıştım. Ama ne mümkün? Çok sağlam spoilerler yedim ve dizinin bütün büyüsü 13. Bölümdeki sahne gibi oldu. İzleyenler o meşhur final sahnesini hatırlayarak ne demek istediğimi anlayacaktır. O sahneyi de yemiştim spoi olarak.. O zamandan beri herhangi bir diziye başladığımda sosyal medya hesaplarıma girmiyor, instagram hesabımda keşfetlere dalmıyorum efendim.  Neyse. Dizi ile ilgili en büyük sorunlarımdan birini anlattığıma göre konusundan bahsederek yorumuma geçeyim.


Tür: Romantik, Dram, Fantastik
Bölüm Sayısı: 16

Konusu: Korumaya ant içtiği Goryeo kralı Wang Yeo tarafından haksızlığa ve ihanete uğrayan General Kim Shin (Gong Yoo), adamlarının ve kız kardeşinin öldürülüşüne şahit olur. O da oracıkta öldürülür. İhanete uğraması sebebiyle güçlü bir intikam arzusu vardır ve bu sayede Goblin’e dönüşür. Goblin’e dönüşmesinin hediyesi özel güçleri olurken, sonsuza kadar yaşayarak sevdiklerinin ölümüne şahit olacak olması da bu durumun laneti olur.  Lanetine son verebilmek için ise; kayıp bir ruh(hiç doğmaması gereken bir kişi) olan Goblin’in gelinini (Kim Go Eun) bulması ve gelinin, Goblin’in kalbine saplanmış olan görünmez kılıcı çıkarması gerekmektedir. Birde hafızasını kaybetmiş bir ölüm meleğimiz (Lee Dong Wook) var. Ve bu kayıp ruhu bulmak için sürekli bir araştırma içerisinde.. Bir gün buluyor da ama o sırada Goblin ile de tanışıyor. Bazı tesadüfler sonucu Goblin ile ölüm meleği aynı evde yaşamaya başlıyor. Ve hikaye şekilleniyor..

13 Şubat 2017 Pazartesi

Keşif Günü 2

Aylar önce yazdığım Keşif Günü yazım çok sevilmişti. Yazmaktan da büyük keyif almıştım. Uzun zamandır bir yerleri keşfedemediğim için sessizce bir kenarda beni bekliyordu. İşte o gün bu gündü! Bugünkü Keşif yazımın mekanı ise “Todam Chicken.”  Daha önce gitmiş olduğum Sopung Kore restoranının bir diğer yeri. Hemen 1 2 ev yanında zaten. Asya dolu keşiflerime genellikle (hatta sadece) sevgili dostum Meltem Ç. İle gidiyorum. Beraber büyük keyif alıyoruz, çokta eğlenceli geçiyor. Haftalar önce kararlaştırdığımız gün gelince koyulduk yola.. Uyandığımdan beri bende bir heyecan var.. Sanırsın Gd, Jo In Sung ya da Joong Ki (liste uzardı da.. Kısa keseyim dedim) ile buluşmaya filan gidiyorum. Hahah. -Neyse dağıtmayayım-


Mekanı gördüğümde önce bir vuruldum sonra da “inşallah yer vardır” düşüncesi oluştu kafamda. Ki şansımıza –gerçekten şansımıza- yer vardı. Çünkü biz oturduktan sanırım yarım saat sonra hiç boş masa kalmamıştı. İşin zor kısmı olan sipariş bölümüne geçtik. Geçen sefer gittiğimde Ddeokbokki yemiş, acısından yansam da sevmiştim. Hatta acayip bir şekilde tadını özlüyordum. Bu sefer gittiğimizde değişiklik yapmak istediğimiz için Dakgangjeong (soya soslu tavuk) ve acısız ramen söyledik. Ve tabi 2 şişe de su. Cumartesi günü olduğu için Todam ve  Sopung çok yoğundu. Bizim tavuk gelse de rameni bir süre beklemek zorunda kaldık. Ki iyi de oldu bir yerde. Doya doya dinledik çalan Kpop şarkılarını. Ki bizim kızın kulağı daha sağlam. Ben hangi şarkı olduğunu düşünürken o söylüyordu bile. Ama en sevdiklerim olan Moon Lovers ostları çalınca masaya bir hüzün düştü.

9 Şubat 2017 Perşembe

Şizofren / Kitap Yorumu

Yazılarıma -yine- 1 2 hafta ara vermiş gibi oldum değil mi? Üzgünüm bu konuda içten içe ama arada böyle kayboluşlar gerekiyor sanki bünyeye.. Yazmadığım ve blog okumadığım o günlerde biriken dizilerimi izleyip kitaplarımı okudum. Hafta başında yazdığım Romantic Doctor Teacher Kim dizisine başlamadan önce bitirmiştim kitabı.. İlk kitabı Psikiyatrist'e hayran kaldığım ve bütün kitaplarını almaya ant içtiğim Wulf Dorn'un listemdeki bir diğer kitabı.. Yani Şizofren. İşte şimdi yine beni kendine hayran bırakan o kitabın yorumu ile geldim.  


Yazar: Wulf Dorn
Tür: Psikoloji Gerilim
Sayfa Sayısı: 400

Konusu:  Psikiyatr Jan Forstner başarısız bir evlilikten ve işini kaybettikten sonra 23 yıldır gitmediği doğduğu yer olan Fahlenberg'e geri döner. 23 yıl önce -Jan'ın da içinde olduğu bir durum sebebiyle- kardeşi Sven kaybolur ve babası da araba kazasında ölür. Kardeşinin başına gelenler yüzünden kendini suçlamaktan hiç bir zaman vazgeçmez. Kardeşinin kaybolması ile ilgili belirsizlik ve babasının da bu kayboluşun peşine geçirdiği araba kazası Jan'ın ruhunda yaralar açar. Gördüğü kabuslar peşini bırakmaz. Hayatına tekrar bir düzen içinde devam etmek ister lakin gözlerinin önünde çalıştığı hastanedeki bir hasta intihar edince.. Jan, olaylar arasında ki bağlantıları fark ederken kendisini 23 yıldır gizli kalmış olan soruşturmanın içinde bulur.   

"Belki de tesadüflere inanmamızın sebebi tam tersini kaldıramayacak olmamızdır. "

6 Şubat 2017 Pazartesi

Romantic Doctor, Teacher Kim / Kore Dizisi

Güncel bulup da gözüme kestirdiğim dizileri bir bir bitirdiğim bu günlerde, -doktor hastane dizilerinden gına gelse de- ayıla bayıla izlediğim “Romantic Doctor, Teacher Kim” dizisini de bitirdim. Facebook hesabımdan çok yorumsal paylaşımlarda bulunmasam da her izlediğimde twitter da kalpler fışkırtarak yorumlar yazdım. Klasik sayılabilecek bir konusu vardı evet, yer yer klişeleri de vardı evet. Ama benim için izlediğim en özel hastane konulu dizi oldu. Nedeninden emin değilim.. Karakterlere çok bağlandığımdan mı, oyuncuları sevdiğimden mi, verdiği hayat derslerinden mi? Diziyi bitirdim ve hala emin olamıyorum ama tek bildiğim unutmak istemediğim bir dizi olduğu..


Tür: Romantik, Medikal
Bölüm Sayısı: 20+1

Konusu:
Boo Yong Joo (Han Suk Kyu) Geodae hastanesinde “Tanrı’nın eli” lakaplı bir cerrahtır. Bir gün hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Doldam hastanesinde yeni bir başlangıç yapıp kendisine “Kim Sa Bu –yani- Kim Hoca” demektedir. Küçük ve –Cuma günleri hariç- sakin olan bu taşra bölgesindeki hastanede yaşamına devam eder.  Yoon Seo Jung (Seo Hyun Jin) küçük yaşında kimsesiz kalmıştır, kendisini çevreye kanıtlamak ve tanınmak için doktor olmuştur.   Kang Dong Joo (Yoo Yun Suk) ise babasını Geodae hastanesinde kaybetmiştir ve intikamını alıp dünyanın düzenini değiştirmek istediği için doktor olmuştur. Yaşanan bir takım olaylar sonucu 3 doktorun yolları Doldam hastanesinde kesişir. Kim Hoca ile tanıştıktan sonra kendilerini hayatın ve aşkın değerini anlayacakları bir yolda bulurlar.

"Dünyanın en korkunç şeyi şüphe tohumlarıdır. Bir tanesini ektin mi kendi kendine güzelce büyür."


4 Şubat 2017 Cumartesi

A Street Cat Named Bob / Film Yorumu

Bu güzel cumartesi gününün konuğu Sokak kedisi Bob filmi. Filmi izleyeli çok uzun bir zaman geçmedi bunu fırsat bilerek yazmak istedim. İzlenmesi gereken filmlerden birisi olduğunu düşünüyorum. İçinizi ısıtacak huzur dolu bir film öncelikle. Sizi yoracak filmler kategorisinde olmadığından fırsat bulduğunuz her an izlenebilir. Filmin konusundan bahsettikten sonra yorum kısmına geçeceğim. Haydi başlayalım! 

Tür: Komedi, Dram, Biyografi
Imdb Puanı: 7.3

Konusu: James Bowen(
Luke Treadaway) Londra'da yaşayan evsiz ve tedavi gören eski bir eroin bağımlısıdır. Sokaklarda şarkı söyleyerek yaşamaya çalışır. Bir gün yolda bulduğu yaralı kediyi tedavi ettirmek için veterinere götürür ve ondan sonra hayatı değişir. Bob adını verdiği kedisi ile otobüslere bindiği, ona şarkı söylerken eşlik ettiği günleri başlar.. "James Bowen'in aynı isimli otobiyografik kitabından uyarlanmıştır."


Filmi izlemeden önce hakkında bilgi sahibi değildim. Öyle ki biyografi olduğunu bile bilmiyordum. Bunu filmin son sahnesinde fark ettim. Son sahneyle ilgili spoiler olabilir düşüncesi ile çok deşmek istemiyorum bu konuyu.. Gerçi büyük bir spoiler olmayacak söylesem de ama yine de kaçırmayacağım sürprizini. Film aynı hikayenin anlatıldığı James Bowen'in aynı isimli kitabından uyarlanmış. Filme bayıldığım için kitaplarını da okusam mı diye düşünmedim değil. Kitap listem çok kabarık olduğu için şimdilik ertelenecek ama ileri de okuyabilmeyi çok istiyorum çünkü ikisinin dostluğuna doyamadım.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Günlük Gibimsi 7

Sevgili günlük.. Bu seriye de uzun zamandır ara verdim hazır olan biteni kelimelere dökebiliyor iken yazayım istedim. Günlerimin bebelerle savaşmak suretiyle geçtiğini biliyorsunuz.. Peki kendime ayırdığım zamanlarda neler yaptım diye merak edecek olursanız.. Ufak tefek döküleyim hepsini.. 


Cuma günü karneleri dağıttıktan sonra akşam kızlarla 15 tatil yapamıyor olmamızın acısını unutmak için yemeğe gidelim, sonra birer kahve içer bu acıyı bastırırız dedik. Kahve içmeyip salep içtik acıyı filan bastırmadı yani.. -Kahvenin bastıracağına da inanmadım - Yumoş yumoş kabullendirdi. Neden yapamadığımızdan bahsedeyim. Özel ana okullarında 15 tatil yerine 1 hafta tatil oluyormuş zaten. -yalan mı bilemem de bana söylenen bu. Daha en başında bu gerçekle yüzleşmiştim,15 gün beklemiyordum yani- Bizde 1 hafta yapacağız diye halatla çekiyoruz tatili. Ben özellikle.. Çünkü geçmeyen öksürüğüm ve sırt ağrılarım yüzünden kesinlikle bir dinlenme süreci şart bana.. Daha sonra velilere tatil olduğundan bahsettik bir yandan da umut ve korku ile cevabı bekliyoruz. -Bu işin doğası bu değil mi zaten? Her okulda tatil olmaz mı?- Sonra içlerinden 2 veli okula getireceklerini söyledi. Hatta bir tanesi öyle bir tepki verdi ki.. "Mağdur edemezsiniz bizi" diye.. Pardon da ne mağduru? Onun yüzünden mağdur olup 7.30 - 19.30 çalışacak olan biz olduk tatilde.. Neyse -sakin ol- Bu durumu yönetime bildirip onları devreye sokacaktık lakin bu arada 2 veli daha çıkıp okula getireceğini söyleyince.. 4 çocuk için okulu açıp tatil yapmamak seçeneği kaldı bize de.. 4 kişi olduğumuz içinde.. 2.5 gün izin yapabilmek düştü payımıza.. Yazımı yayınladığım bugün tatilim bitmiş oluyor ve devam ediyorum işime kaldığım yerden.. İşten kaçmak, fazladan tatil yapmak.. Peşinde olduğum şeyler bunlar değil kesinlikle. Ama evinde çocuğuna bakabilecek insanlar olduğunu bildiğim halde sırf “güç gösterisi“ yapmak için getiren birisi olduğunu bilince.. Neyse bu konu baya derin yahu. Bende gerçeği kabullenip, hafta sonu ile birleştirdiğim 4.5 günlük tatilim de dizilerimi bitirdim ve kitaplarıma döndüm. Tabi günler yetmedi. Olsun buna da şükür dedik. “Goblin” ve “Romantic Doctor Teacher Kim” dizilerini finalledim ve Wulf Dorn’un bir diğer kitabı Şizofrene başladım.-Çok heyecanlıyım- Onun dışında da bol bol uyudum. Uyku müzikten sonra ruhun en önemli gıdasıdır.


23 Ocak 2017 Pazartesi

Barakamon / Anime Yorumu

Bu soğuk havalarda size yaz tatlılığı yaşatacak sevimli bir anime ile geldim bugün. Uzun süredir listemde bekleyen ve dizisiz kaldığım boşluğu fırsat bilip başladığım Barakamon’u büyük keyif ile izleyip bitirdim. “Yaz tatlılığı yaşatacak” dememin sebebi renkleri çizimleri.. Öyle canlı ki.. Ve karakterleri.. Bu tatlı anime keyif dozu yüksek olanlarından.. Özellikle o bıcırık Naru yok mu? “Gel de mıncır yanaklarımı” diye gülüp durdu anime boyunca.  "Her eve bir adet Naru lazım" deyip konusuna geçiyorum.


Tür: Slice of Life, Komedi
Bölüm Sayısı: 12

Konusu:
Handa 23 yaşında, genç ve ünlü bir kaligrafi sanatçısıdır. Handa, sergi sırasında eserine “sıkıcı olduğunu ve orijinal olmadığını” söyleyen ünlü kaligrafi ustasına bir anlık sinirle yumruk atar. Yaptığından pişman olsa da iş işten geçer. Babası tarafından evlerinin bulunduğu Goto adasına, aklını toplaması ve sanatını geliştirmesi için gönderilir. Sakin ve huzurlu bir hayat yaşayacağını düşünür ama.. Evini üs olarak kullanan köyün gençleri, misafirperver sakinleri ve köyün neşesi olan küçük Naru ile tanışınca günleri hiçte planladığı gibi geçmeyecektir.

19 Ocak 2017 Perşembe

Her Gün Biraz Daha Yakın / Kitap Yorumu

Yeni bir kitap yorumu ile geldim bugün. Uzun zaman önce okuduğum bu kitabın yorumunu bir türlü yapamamıştım.. Şimdi ise yeni kitaplarım gelene kadar hakkında düşündüklerimi yorumlayayım istedim. Ne zaman Kartal’a kuzenimin yanına gitsem -sanki burada hiç D&R’a gitmezmişim gibi- kolundan tutup D&R’a sürüklüyorum. Yine gittiğimiz bir gün indirime giren kitaplar arasında bu kitabı gördüm. Okumasının keyifli olacağını düşündüğümden ikimizde birer tane alalım dedik ve fiyatına baktığımızda indirimde olmadığını gördük. Normal fiyatına almak isteyeceğim kadar şahane bir kitap olmadığını düşündüğümden listemdeki diğer 2 kitabı aldım. Yarım saat sonra kardeşimin de kitap siparişi vermesi üzerine tekrar gittik ve bu sefer kitabın 9.90’a düştüğünü gördüm. Sanırım bu bir işaret diyerek aldım kitabı. 1 hafta gibi bir sürede bitirebildim..


Yazar: Jennifer Weiner
Tür: Romantik
Sayfa Sayısı: 384

Konusu:
Sekiz yaşlarında olan Rachel ve Andy bir gece acil serviste karşılaşırlar. Rachel doğuştan kalp rahatsızlığı olan bir çocuktur Andy ise sadece kolu kırılmış olan yalnız bir çocuk.. O anda aralarında gelişen tatlı arkadaşlık Andy’in hastaneden ayrılması ile son bulur. Ama bu onlar için bir son olmaz.. Zengin bir yaşam süren Rachel ve Philadelphia’nın belalı sokaklarından koşarak uzaklaşmaya çalışan Andy’in yolları üniversite zamanında tekrar kesişir.  

16 Ocak 2017 Pazartesi

Weightlifting Fairy Kim Bok Joo / Kore Dizisi

Son zamanlarda adını sıkça duymuş olduğumuz Weightlifting Fairy Kim Bok-Joo dizisini bitirdim.  Hem de gözlerimden kalpler fışkırtarak.. Bütün dizi boyunca çene kaslarımın sırıtmak sureti ile çalıştığı nadir dizilerden birisi oldu, kendi adıma.. Çok güzeldi, çok tatlıydı. 16 Bölüm ile yetinemediğim dizilerden birisi oldu. Bölümlerini Yeppudaa da biriktirmiştim ve son 3 bölüm kalana kadar bekledim sonrasında ise su içer gibi bitirdim efendim.  Güncele yetişip, son bölümünü 1 hafta beklemek zorunda kaldım ama olsun.. Değerdi.


Tür: Gençlik, Romantik, Komedi, Spor
Bölüm Sayısı: 16

Konusu: Kim Bok-Joo (Lee Sung Kyung) eski bir halterci olan babasının izinden giden 20 yaşında genç bir haltercidir. Halterci olmasının verdiği etki ile çok güçlü ve iri bir fiziği vardır. Dostlarına koçlarına ve ailesine düşkündür. Ağır bir dolabı tek başına taşıdığı bir gün yardımına Jung Jae Yi (Lee Jae Yoon) isimli diyetisyen doktor yetişir. İlk defa bir erkeğin ona “kız” gibi davranması sebebi ile ondan etkilenir. Bu doktor, aynı üniversitede yüzme takımında ve çocukluk arkadaşı olan Jung Joon Hyung (Nam Ju Hyuk)’un abisidir. Dizi, Kim Bok Joo’nun ilk aşkını ve dostluk ilişkilerini anlatmaktadır. “Senaryo ünlü halterci Jang Mi Ran'ın hayatından esinlenilerek yazılmıştır.” 

Dizi ile ilgili genel yorumumu yaptıktan sonra spoiler içeren yorumuma geçeceğim.

14 Ocak 2017 Cumartesi

High Strung / Film Yorumu

Bu hafta müzik ve dans dolu, sakin, çerezlik bir film ile geleyim istedim. Elinize kahvenizi alıp sizi yormadan büyük bir şey vaat etmeyen ama keyif ile izleyebileceğiniz bir şeyler.. Uzun zamandır bu tarz bir film de izlemeyince.. Gözüme kestirdiğim High Strung filmini izlemeye başladım.

Tür: Dram, Müzik, Romantik
Imdb: 6.5

Konusu: Konservatuvarın dans bölümünü tam burslu kazanan Ruby (Keenan Kampa) New York’a doğru yola çıkar. Metroda keman çalan Johnnie (Nicholas Galitzine)’yi görür. O anda metro da yapılan dans düellosunun arasında kalırlar. Kargaşada Johnnie, Rubyi korumak isterken Johnnie’nin kemanı çalınır. Ruby bu olanlar yüzünden kendini suçlu hisseder ve kemanını bulması konusunda ona yardımcı olmaya çalışır. Johnnie’nin ihtiyacı olan parayı bulabilmesi için Ruby, ona yapılacak olan bir yarışmaya katılmasını önerir. Yarışma hazırlıkları yaparken bir yandan da ilişkileri ilerler.

12 Ocak 2017 Perşembe

Doctors / Kore Dizisi

Güncel diziler bölüm biriktire dursun bende kaçırdığım ve biten dizileri bir bir izliyorum efendim. Dizisiz kaldığım bir vakit bitmiş olan “Doctors” dizisine başladım. Sindire sindire 1,5 2 hafta gibi bir sürede bitirdim. -Ah eski hızımı özledim birden.. 2 günde bir dizi bitirmeler vesaire.- Neyse.  Aslında diziden haberdar olduğum halde uzun bir süre görmezden gelmiştim. Sebebi ise, ezbere bildiğimiz “Doktorlar” dizisi ile büyümüş olmam idi.  Liseye giderken hatırlıyorum da deli gibi izlediğimi.. Ve sonrasında tekrar bölümleri yüzünden kusma noktasına getirmişti bizleri. Hey gidi..

Bölüm Sayısı: 20
Tür: Medikal, Romantik

Konusu:
Hye Jung (Park Shin Hye) zorlu bir çocukluk geçirmiştir. Dövüş sanatları konusunda çok yetenekli olan Hye Jung deyim yerindeyse erkeklere taş çıkartır. Yaşadığı ve onu derinden etkileyen bir olay yüzünden doktor olmaya karar verir. Bütün zorlukların üstesinden gelerek doktor olur. Lisede en yakın arkadaşı iken, en büyük düşmanlarından biri olan Jin Seo Woo (Lee Sung Kyung) ile ve yine lisede öğretmenliğini yapan, içten içe bir şeyler beslediği Hong Ji Hong (Kim Rae Won) ile aynı hastanede çalışmaya başlar. Bu 3’lüye başarılı bir cerrah olan Jung Yoon Do (Yoon Kyun Sang) da katılır.

“Çözüme ulaşmamış geçmiş daima gelip seni bulur. İster aşk, ister nefret olsun.” 

9 Ocak 2017 Pazartesi

Akela'nın Çocuklar İle Maceraları 3

Merhabaa.. Blogum da 2017'yi bir hafta geç açıyorum. Bunun sebebi tabi ki -her zaman ki gibi- yoğunluk. Ve birde üstüne eklenen hastalıklar.. Bugün, en son 3 Ekim de yazmış olduğum serimin devamını yazayım istiyorum. Hem uzun zaman oldu hemde merak eden dostlarım olduğunu biliyorum. Ayrıca teşekkür de edeyim. O  zamandan beri çok şey değişti hayatımda. İlgilendiğim çocuk sayısı arttı mesela, şalterimin sık sık kısa devre yaptığı dönemler yaşadım. Bazende sinirimden kendimi kapattığım.. "Sakinliği ve huzuru bulmayı" kendine hayat felsefesi edinmiş benim gibi birisi için bu işi yapmak gerçekten başka bir delilik, yürek istiyor. Ama şöyle de güzel bir yönü oldu ki.. Bilmiyordum. Çocuklara bu kadar iyi bakabileceğimi bilmiyordum.. Hatta annem ve babam bana hep aynı konuda takılırdı. Babam: "Vallahi bu kız çocuk filan bakamaz ne yapsak, biz ilerisi için plan filan yapmayalım" der, annemde "Hiiç kusura bakmasın yok öyle bir dünya" derdi. Tabi ben sonra gıcık bir bakış atar "10 kaplan gücü" ile üstlerine atlardım. Aile bağıma hayranım evet. Ama şimdi durum öyle mi? "Getirin oradan 3 5 çocuk benim kızım" bakar modundalar. Ve tabi ki bu yine beni kızdırmak için. Çünkü her akşam yemekte bütün gün yaşananları anlatarak delirtiyorum onları efenim. Can'ımlar ya.. Bir şeyde diyemiyorlar. Aile olmak bunu gerektirir. 


Çocuklar ile beraber olmanın güzel yanları çok fazla. Huzur, mutluluk, tatlı bir telaş ve size verdikleri saf sevgileri. Ama birde kişiye olumsuz yan etkileri var ki.. Benim için listenin başında yorgunluk var. Ciddi anlamda çok yorucu..Daha önce fiziksel yorgunluk yapacak işlerde çalışmıştım ama bu kadar yorulduğumu hiç hatırlamıyorum. Özellikle sırt ve diz ağrısı çok fazla.. Tüm gün kucağıma atlamaları ve onlar ile konuşmak için eğilmem sonucu.. Birde sürekli hastalanıyor oluşum.. Çocuklardan birisi hasta olsa bile ertesi gün bende hastayım. 6 ayda hastalandığım kadar ömrümde hasta olmadım. Sağlam bir bünyem var ama.. Her pazartesi iyileşiyor her perşembe şifayı kapmış oluyorum. O yüzden hafta sonu planlarım hep iptal.. Dönemi gelse de hastalıklardan korunmak için aşı filan olsam derdindeyim. Bakalım ponçik bünyem ne kadar daha dayanacak bu duruma.. Benden bu kadar şimdi bizim ufaklıklara geçeyim kısa kısa..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...